Kadıköy’deki müşterek alanlar – Barış Yıldırım

mahalleeviKadıköy’de Gezi’den sonra kurulan işgal evleri ve diğer müşterek alanlar, bugün inşa edeceğimiz yeni alanlara ilham kaynağı olabilir.

Taksim Komünü’nün 15 Haziran 2013’te dağıtılmasıyla beraber direniş pek çok noktaya yayıldı. İstanbul çapında, Park’ta kurulanlara benzeyen elliye yakın forum, meclis, dayanışma… doğdu. Çoğu mahalle esaslı olsa da, üniversitelerde, hatta kimi işyerlerinde de forumlar kuruldu. (Forum ifadesiyle burada, çeşitli sol gruplar arası yerel koalisyonları değil, herkese açık, doğrudan demokrasi esaslı, mutabakatla karar alan meclis tipi özörgütlenmeleri kast ediyorum.)

Forumların bazıları bir süre sonra kaybolurken, bazıları birer müşterek alan yaratarak güçlendi: Cihangir Roma Bostanı, Avcılar Bostanı, Yeniköy Bostanı, Maçka Komşu Kapısı Derneği, Berkin Elvan (Kocamustafapaşa) Meydanı, Şişli Berkin Elvan (Sıracevizler) Parkı vs.

Bu müşterekleştirme siyaseti özellikle Kadıköy‘de ileri taşındı. Başta kurulan Yoğurtçu Parkı Forumu’nda çeşitli sol gruplar ‘yürütme’ veya ‘koordinasyon’ adı altında tepeden inmeci bir işleyiş dayatmaya çalıştı: Buna karşı Temmuz 2013’te çok sayıda bağımsız insan ana forumdan ayrılıp Yeldeğirmeni, Osmanağa, Caferağa, Acıbadem gibi bölgelerde mahalli forumlar kurdu. Bu mahalli forumlarda kimler vardı? Çeşitli sol yapılardan uzaklaşmış 35-40 yaş arası (1995-96 Öğrenci Koordinasyonu kuşağı diyelim) aktivistler kadar, LGBTİ, kadın ve Kürt mücadeleleriyle hemhal olmuş 20-25 yaş arası bağımsız aktivistler.

Bu mahalli forumlardan Yeldeğirmeni Dayanışması Ağustos 2013’te Don Kişot Sosyal Merkezi’ni, Caferağa Dayanışması da Ocak 2014’te Caferağa Mahalle Evi’ni, işgal etmek suretiyle kurdu. Bu iki forumun kurduğu yegane müşterek alan işgalevleri değildi. Ali İsmail Korkmaz Parkı ve Mehmet Ayvalıtaş Meydanı, Moda Gezi Bostanı ve Berkin Elvan Bostanı da diğer örneklerdi.

Caferağa Mahalle Evi 9 Aralık’ta polis tarafından boşaltıldı. Don Kişot Sosyal Merkezi 5-6 aydır çeşitli iç sıkıntılarla boğuşuyor; artık Yeldeğirmeni Dayanışması’nın tamamı tarafından sahiplenilmiyor. Bostanlar ekilmeye devam ediyor. Meydan ve Park’ın adları Kadıköy Belediyesi tarafından resmileştirildi.

*

İşgalevlerinde kira sorunu yok 🙂 Dolayısıyla bize daha çok iç işleyiş konusunda fikir verebilirler.

Mekan kendi kitlesini yaratıyor

Forumlar müşterekleri kurarken, kendileri de dönüştü. Mekanlar bir bakıma kendi kitlesini yarattı.

Örneğin Caferağa’daki işgal süreciyle beraber dayanışmaya çok sayıda yeni insan katıldı ve dayanışmanın profili dönüştü: “O saatten sonra belki de artık Caferağa Dayanışması değildik. Ne dayanışmasıydık bilmiyorum. Belki işgal dayanışması denebilir.”*

Müşterek alana bir forum lazım

İşgalevlerinde bir tür düzen sağlanması şart. Kararlar doğrudan demokrasi esaslı bir forum tarafından alınmalı ve bu forum herkesçe tanınmalı. Aksi takdirde kaos doğuyor. Evin açık kapanma saatleri, evde geceleri kalınıp kalınmaması gibi kilit konularda kararlar net olmalı.

Örneğin Don Kişot Sosyal Merkezi’nin Ağustos 2014’ten itibaren sıkıntılar yaşaması, forumun bağlayıcılığının tanınmaması sonucunda ortaya çıktı. Ağustos sonunda bir grup insan Yeldeğirmeni Dayanışması’nı, yani müşterek alanı kuran forumu, tanımadıklarını ilan edip evin kilidini kırdılar ve evde geceleri kalınmaya başlandı. Kalan kişilerin tavırları nedeniyle, başta kadınlar olmak üzere pek çok kişi evden el ayak çekti; odalarıyla, sobasıyla, ocağıyla tıkır tıkır işleyen sosyal merkez, iki ayda harap hale geldi. Mekanı tekrar canlandırma çalışmaları sürüyor; ancak mekan artık bütün Yeldeğirmeni Dayanışması’nca sahiplenilmiyor….

Mekan herkese açık olmalı; çalışma grupları da öyle

Her ne kadar ana kararlar forum tarafından alınsa da, mekanı herkes kullanabilmeli. İsteyenler foruma katılma zorunluluğu olmadan çalışma grupları kurabilmeli. Çalışma grupları müthiş bir yaratıcılık kaynağı oluyor; forumlardan ve politik tartışmalardan sıkılan insanlar burada somut işler yapma imkanı yakalıyor.

Örneğin Caferağa Mahalle Evi’nin polisçe dağıtılmasından hemen önce, ev her gün farklı insanların katıldığı atölye ve çalışma grubu vs. toplantılarıyla dolup taşıyordu: Pazartesi – grafik tasarım (Adobe InDesign) atölyesi, Salı – ataerkiye karşı erkeklik çalışması / yüzleşme atölyesi (Rum, Ermeni ve Musevi halklarının gündemleri), Çarşamba – kent çalışma grubu, Perşembe – genel forum, Cuma – kadın forumu, Cumartesi – ritim atölyesi, Pazar – yoga atölyesi / bostan atölyesi (bostanda)…

Ayrıca evde bir marangoz atölyesi ve karanlık oda bulunuyordu; haftanın belirli günleri ücretsiz Ortak Mutfak yapılıyordu. 1500 kitaplık bir kütüphane vardı. Elektrik tepedeki güneş panelleriyle sağlanıyordu. Arkada ise 40 kişi kapasiteli bir bahçe vardı.

Don Kişot Sosyal Merkezi’nde ise yoga ve hareket atölyesi, felsefe atölyesi, emek çalışma grubu, gibi çalışma grupları kurulmuştu. Evde çok sayıda sergi yapıldı ve film gösterimleri gerçekleşti (binanın giriş katında geniş bir salon var). Evde ayrıca bir Kadın Odası kurulmuştu. Don Kişot, Bombalara Karşı Sofralar’a da pek çok kez evsahipliği yaptı.

Fakat işgalevlerinde parti veya örgütlerin toplantıları yapılmıyordu. Ancak bağımsız oluşumların toplantılarına evsahipliği ediliyordu:

*

Notlar, sorular

Beyaz yakalı mekanı da bir yandan çalışanların sorunlarının tartışıldığı bir zemin ve freelance’lerin birlikte çalışabildiği bir zemin olmanın ötesine geçip, bir sosyal merkez gibi işleyebilir mi?

Ortak mutfak, çayhane, kreş, çamaşırhane, kütüphane… gibi alanlarda insanlar çeşitli ihtiyaçlarını bireysel değil kolektif biçimde çözdükçe, insanlar arasındaki bağlantılar güçleniyor. İnsanların yaşamı paylaşması dayanışmayı güçlendirmek açısından çok önemli.

Buradaki mesele, devlet veya patronun sağlaması gereken hizmetleri bizim sağlamamız değil; hayatı alternatif biçimde nasıl örgütleyebileceğimizi düşünmek: İşlerin kadınlara yıkılmadığı bir mutfak / kreş nasıl olabilir? Nasıl alternatif, ücretsiz bir kütüphane kurarız? Vejetaryen, ürünlerin doğrudan çiftçi kooperatiflerinden temin edildiği bir mutfak ve çayhane nasıl olur? Hukuki ve psikolojik danışmanlık gibi hizmetler nasıl en adil biçimde sağlanabilir… Vs vs…

Mekanı (tam, yarı zamanlı, freelance) çalışanlar, işsizler ve üniversiteliler dışında kimse kullanmalı mı? Sanki partilere örgütlere mekan olarak kullandırmak sıkıntı yaratabilir (mi?). Bu tür yapıların bazıları kendini tepeden dayatma eğiliminde olabiliyor.

Beyaz yakalı mekanı, herkesin katıldığı ve kararların mutabakatla alındığı bir forum mantığıyla işler mi? Forumun kararlarının herkesçe benimsenmesi nasıl sağlanır?

Yoksa her akşam gerçekleşecek farklı atölye veya çalışma grupları özerk mi olmalı? Diyelim, hukuki danışmanlık, psikolojik destek, yoga / spor, ortak mutfak, sendikal haklar atölyeleri…

Ortada para kazanma, kira gibi kaygılar olduğu için karar alma mekanizması sadece mekanda çalışanlar veya aidat (?) verenlerle mi sınırlı olmalı?

Mekanda gündüz çalışan freelancer’lar ile akşam gelen tam zamanlı beyaz yakalılar arasında nasıl bir ilişki olacak? Birinci kesimin mekanı daha fazla sahiplenip ikinci kesimi dışlaması riski var mı?

Mekanı sadece arada bir ‘kullananlar’ nasıl karar alma süreçlerine dahil olabilir; onlar genel kararları nasıl benimseyecek?

* Evren Kocabıçak, ”İşgal ve Mahalle Dayanışması” http://mustereklerimiz.org/isgal-ve-mahalle-dayanismasi/

Reklamlar

Kadıköy’deki müşterek alanlar – Barış Yıldırım” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s